Ulusal Strateji

Gazeteci Fehmi Koru: Acaba Türkiye de bu niyetin farkında mı?

Katar krizini çıkartanların esas niyetleri ne olabilir? Olay farklı yöne gidiyor da…

“Ambargo kararıyla birlikte ilân edilen şartları, ambargoyu başlatan ülkeler, dünya ile paylaşmadan önce, neden oturup Katar yönetimiyle müzakere etmediler?”

Katar’a yönelik ambargo başlatan ülkelerin, ambarga kararı almadan önce neden Katar’la müzakere etmediklerini merak ettiğini söyleyen Fehmi Koru, söz konusu ülkelerin müzakereyle sonuç almak yerine kararlarının herkes tarafından bilinmesini istediklerini söyledi Koru’ya göre kriz El Cezire ya da Müslüman Kardeşlerin ülkeden çıkarılmasıyla sınırlı değil ve Türkiye bu niyetin farkında olmalı.

Koru’nun yazısının ilgili kısmı şöyle:

Kriz başladığı günden bu yana hiç azalmayan bir merakım var benim: Ambargo kararıyla birlikte ilân edilen şartları, ambargoyu başlatan ülkeler, dünya ile paylaşmadan önce, neden oturup Katar yönetimiyle müzakere etmediler?

Bunu soruyorum, çünkü girişimleri Katar yönetimi için de sürpriz oldu.

Öyle ya, Suudi Arabistan’ın başını çektiği blok içerisinde yer alan Körfez ülkeleri Katar’la sınırdaş; en uzağıyla Doha arası İstanbul ile Ankara arası kadar bir şey. Sıkça toplanan Körfez İşbirliği Örgütü diye ortak bir platformları da var.

Böyle olduğu halde, müzakerelerle sonuç almak yerine, taleplerinin herkes tarafından bilinmesini neden istediler?

Katar’ı yönetenler de bu soruyu önemli buluyor olmalılar. Çabaları bunu gösteriyor. Niyetin birkaç Hamas ve Müslüman Kardeşler üyesinin Katar’dan çıkarılması veya el-Cezire kanalının ehlileştirilmesiyle sınırlı olmadığını fark etmişe benziyor Katar…

Medya Özgürlüğü Merkezi

Ülke Arap Dünyası’nda kendisine farklı bir yer edinme çabasındaydı. Amerikalıların CNN kanalını aratmayacak el-Cezire kanalı devreye sokulmuş, iki dilden (Arapça ve İngilizce) yayınlarıyla ilginç bir tartışma ortamı yaratılmıştı.

‘Arap Baharı’ varlığını biraz da el-Cezire’ye borçludur.

Sıra medya konusundaki öncülüğünü kurumsal bir meydan okumaya çevirmeye gelmiş olmalı ki.. ülke lideri Şeyh al-Thani.. dünyanın dört bir tarafından isimleri bünyesinde barındıracak bir merkez oluşturmaya karar vermişti.

‘Doha Center for Media Freedom’ (Medya Özgürlüğü İçin Doha Merkezi) adlı kuruluşu…

Kuruluş Emir‘in eşi Şeyha Mozah’ın himayelerinde çalışacaktı.

Merkezin Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Alaa Al Aswany, Jassim Marzouq Boodai, Paulo Coelho, Burhan Ghalioun, Lilli Gruber, Mohsen Marzouk, Miguel Ángel Moratinos Cuyaubé, Patrick Poivre d’Arvor, Allister Sparks, Shashi Tharoor ve Dominique de Villepin.

Bir de 10 üyeli Danışma Kurulu vardı Merkez’in ve ben orada yer alıyordum: Nasser Al Othman (Katarlı gazeteci), José Luis Arnaut, Daniel Barenboim, Ethan Bronner (New York Times), Chris Cramer (CNN), Mia Farrow, Fehmi Koru ve Graça Machel…

Fransa’nın eski başbakanı: Dominique de Villepin..
Danışma kurulunun başkanı olarak Fransa’nın eski başbakanlarından Dominique de Villepin düşünülmüştü.

Merkeze kimlik ve işlev kazandırma amaçlı toplantılarımız üç gün sürdü; dördüncü günün sabahı havaalanına taşındık ve yeniden Türkiye’ye döndük; New York Times’ın muhabiriyle birlikte…

Acaba Türkiye de bu niyetin farkında mı?

Farkında olmalı.

Yorum Yapabilirsiniz...

Bizi Takip Edin…

Son dakika haberlerini dostlarınızla paylaşın...